Yapay Zeka Kuralları Yeniden Yazıyor: Dilimizi Sessizce Ele mi Geçiriyor?
Dil her zaman evrilmiştir. Ancak bu kez değişim, çoğumuzun ayak uyduramayacağı kadar hızlı gerçekleşiyor ve cümlelerimiz tam bu fırtınanın ortasında kalmış durumda.
Son zamanlarda LinkedIn gönderilerinde, akademik derslerde veya iş e-postalarında bir kelimenin alışılmadık bir sıklıkla karşınıza çıktığını fark ettiniz mi? İngilizcedeki “delve” (derinlemesine incelemek) kelimesi buna en iyi örnek. Aslında yüzyıllardır dilin içindeydi, ancak 2022’nin sonunda bir şeyler değişti. Artık bu kelime, “insani” sayılamayacak bir frekansla her yerde karşımıza çıkıyor.
Bu bir tesadüf değil; bu bir sinyal. Dilin kuralları artık algoritmalar tarafından yeniden kodlanıyor.
ChatGPT Kasım 2022’de hayatımıza girdiğinde, asıl tartışma “Yapay zeka yazabilir mi?” üzerineydi. Oysa asıl can alıcı soru şuymuş: “Yapay zeka, bizim yazma şeklimizi değiştirecek şekilde yazabilir mi?”
Max Planck İnsani Gelişim Enstitüsü tarafından yapılan bir araştırma, 280.000 akademik YouTube videosunu inceledi. Sonuçlar çarpıcı: ChatGPT’nin çıkışından sonraki ilk 18 ayda, akademik içeriklerde “delve” kullanımı %48, “realm” (alan/diyar) %35 ve “adept” (uzman/becerikli) %51 oranında arttı. Daha da ilginci, bu kelimeleri kullanan konuşmacıların yarısı bir metinden okumuyor, yani bu kelimeler artık insanların doğal konuşma diline sızmış durumda.
Bu durum tehlikeli bir “geribildirim döngüsü” yaratıyor:
- Yapay zekayı insanların yazdığı metinlerle eğitiyoruz.
- Yapay zeka bu metinleri optimize edip bize geri sunuyor.
- Biz bu yapay dili içselleştirip tekrar kullanıyoruz.
- Sonunda, makinenin sesiyle bizim sesimiz arasındaki sınır bulanıklaşıyor.
Çalışmanın baş yazarı Hiromu Yakura’da bu durumu “sanal kelime dağarcığının günlük iletişimde içselleştirilmesi” olarak yorumluyor.
Yapay zeka tarafından yazılan metinleri yakalamak popüler bir spor haline geldi. Örneğin, İngilizcedeki uzun çizgi (—) kullanımı bir dönem “ChatGPT imzası” olarak görüldü. Ancak bu avcılık yöntemi her zaman güvenilir değil. Uzun çizgiyi Virginia Woolf da kullanıyordu, ChatGPT de.
Asıl ilginç olan, “şüpheli kelimeler” listesinin sürekli değişmesi. “Furthermore” (dahası), “tapestry” (duvar halısı/dokusu) veya “at its core” (özünde) gibi ifadeler artık yapay zeka göstergesi sayıldığı için yazarlar bunlardan kaçınıyor. Bu da yapay zekayı bu kelimelerden kaçınmaya zorluyor.
Hatta durum öyle bir noktaya geldi ki, kusursuz dilbilgisi bile şüphe uyandırıyor. Bir metin fazla doğru, fazla akıcı ve hatasızsa, “Bunu kesin bot yazmıştır” diyoruz. Artık parlatılmış cümleler güven vermek yerine şüphe uyandırıyor.
Yüzeyde bakıldığında, AI araçları sayesinde dilbilgisi iyileşiyor gibi görünüyor. Yazım hataları azalıyor, cümleler daha akıcı hale geliyor. Ancak burada bir yanılsama var.
Yapay zeka desteği dilbilgisini geliştirmiyor, dilbilgisinin yokluğunu örtbas ediyor. Ciltteki bir yaraya yara bandı yapıştırmak gibi; yüzey düzgün görünüyor ama altındaki yetenek köreliyor. MIT Media Lab’in 2025 tarihli bir araştırması, yapay zekaya aşırı bağımlılığın “bilişsel atrofiye” (zihinsel körelme) yol açabileceğini ve eleştirel düşünme yeteneğini zayıflatabileceğini öne sürüyor:
“Yazım denetleyicisi size hecelemeyi öğretmez; sadece kaçırdığınız hatayı yakalar.”
Yapay zekanın en büyük etkisi bireysel değil, kitlesel boyutta. Cornell Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre, yapay zeka kullanımı yazıları ortak bir tarza hapsediyor. Özellikle farklı kültürlerden (örneğin Hindistan’dan) gelen yazarlar, yapay zeka kullandıklarında kendi yerel anlatım zenginliklerini kaybedip Batılı/Amerikan tarzı bir dile kayıyorlar.
Dil sadece iletişim değil, bir düşünme biçimidir. Eğer tüm dünya yapay zekanın optimize ettiği o “steril ve standart” İngilizceyi (veya Türkçeyi) kullanmaya başlarsa, kültürel çeşitliliğin o muazzam dokusu zarar görecektir.
Dil, matbaadan telgrafa kadar her türlü teknolojik şoka göğüs gerdi ve hayatta kaldı. Ancak ilk kez, insan olmayan bir sistem dilin evriminde bu kadar devasa bir ölçekte aktif rol oynuyor.
Asıl risk, herkesin aynı şekilde yazması değil; dilimizin kimler tarafından ve nasıl şekillendirildiğine dair bilincimizi kaybetmemizdir. Yazmak, sadece kelimeleri yan yana dizmek değildir; yazmak, düşünmeyi görünür kılmaktır. Eğer bizim yerimize araçlarımız düşünmeye başlarsa, kaybettiğimiz şeyi geri kazanmak bir dilbilgisi hatasını düzeltmekten çok daha zor olacaktır.

Akademisyen, kullanıcı deneyimi ve arayüz tasarımı, veri görselleştirme, web/mobil uygulama geliştirme.
Kemal ŞAHİN'i yakından tanıyın.